18 Mayıs 2010 Salı

OVERDOSE

TANRI'YI dusunmek Tanrı'ya itaat etmemektir,
Cünkü Tanrı kendisini bilmememizi istedi,
Bu yuzden kendisini gostermedi bize...

Basit ve sakin olalım,
Dereler ve agaclar gibi,
Ve Tanrı bizi sevecektir
Agaclar ve dereler gibi guzel kılarak bizi,
Ve ilkbaharının diriligini verecektir bize,
Ve sonumuz geldiginde kendimizi fırlatacagımız bir ırmak!...

''HEY, coban,
Yolun alt tarafındaki,
Esen ruzgar ne soyler sana?''

''Ruzgar oldugunu, ve estigini,
Ve oncede de estigini,
Ve yine esecegini.
Ya sana ne der''

''Bana daha fazlasını soyler,
Bircok baska seyden soz eder,
Hatıralardan ve ozlemlerden
Ve asla olmamıs seylerden.''

''Sen ruzgarın estigini asla isitmedin.
Ruzgar sadece ruzgardan soz eder.
İsittigin yalandır,
Ve yalan sendedir.''

BAKISIM gunebakan gibi keskindir.
Yolarda gitmeye alıskınım,
Saga sola göz atarak,
Ve kimi kez de arkaya...
Ve her an gördugum sey
Gecmiste asla gormedigim,
Ve yine de çok iyi bildigim seydir...
Esas saskınlıgını bilirim
Bir cocugun, dogarken,
Dogacagını bilen...
Hissederim her an dogdugumu
Dunyanın ezeli yeniliginde...

Bir akpapatyaya inanır gibi inanırım dunyaya,
Cunku onu gorurum.
Ama onu dusunmem
Cunku dusunmek anlamamaktır...
Dunya , biz onu dusunelim diye degil
(Dusunmek , gozleri bozuk olmaktır)
Ona bakalım ve anlasalım diye yaratıldı...

Felsefem yoktur benim:
Duyularım var...
Dogadan soz ediyorsam ne oldugunu bildigimden degil,onu sevdigimdendir, ve onu sunun icin seviyorum ki,
Seven biri asla ne sevdigini bilmez
Ne nicin sevdigini bilir, ne sevmenin ne oldugunu...

Sevmek bu ezeli masumiyettir,
Ve tek masumiyet düşünmemek...

-Fernando Pessoa-

Muslum Gurses'ten Nilufer ve Ozcan Deniz'den Affet Beni isimli sarkilar bana gelsin..
Cumleten iyi geceler..

4 yorum:

msg dedi ki...

ne kadar güzel bir şiir. bu şiir ne kadar güzel. ve ne kadar da akademi karşıtı. "anlamaya çalışmak dışsallaştırmaktır" çok beylik bir ifade ama bu şiir anlattığı naiflik yaşanarak yazılmış sanki. keşke yazıldığı dilde okuyabilseydik. meltem gürle var okulda hoca. onun bir yazısından alıntıyla yorumumu noktalamak istiyorum. yorum yazarken, yalnız bir heyecan çöküyor üzerime. bir eğretilik, bir gözönündelik. yine çöktü.

-şiir üzerine birşeyler yazmayayım dedim.zaten hoş birşey değil. bu şiirin ruhuna da fena ters-

"Salinger’ın kısa öyküsü ‘Muz Balığı için Bulunmaz bir Gün’ün kahramanı Seymour Glass, II. Dünya Savaşı’nda çarpışırken, geride bıraktığı karısı Muriel’e bir şiir kitabı gönderir. Öykünün geçtiği tarih 1948’dir. Savaş çoktan bitmiş, Seymour bedeni değilse de ruhu yaralanmış bir şekilde evine geri dönmüştür. Muriel’e bu kitabı okuyup okumadığını sorar. Annesiyle yaptığı bir telefon konuşmasında, Muriel’in kitabı değil okumak, eline bile almadığını öğreniriz. “Kitap Almancaydı,” der annesine. Damadının delirmiş olduğuna dair hiç bir şüphesi olmayan ve kızı için endişelenen anne ise, “Nasıl okuyacaktın ki o zaman?” diye sorar. “Yüzyılın en iyi şairi tarafından yazıldığını söylüyor. Bir çevirisini bulsaymışım, ya da zahmet edip bu dili öğrenseymişim,” diye cevap verir Muriel."

concordia dedi ki...

merhabalar,
oncelikle yorumun icin tesekkur ediyorum yine.. bunun yani sira siir cevirisiyle ilgili olarak sana tam olarak katildigimi soyleyemeyecegim. ben bir siirin cevirisini okurken "ceviri" okudugumu dusunmek yerine yeniden yazilmis bir kitap okudugumu dusunuyorum aslina bakarsan. biresysel sanat anlayisina ters bir durum gibi gozukuyor ama bir insanin yarattigi bir seyi toplumla paylasiyor olmasi basli basina bireysellige ters dusmuyor mu sizce de? her neyse,bana sormak isterseniz yapilan siir cevirisi, bir cikis noktasinda yogunlasma ve ardindan bu cikis noktasina saygili kalarak duygularin dil evrenindeki farkli kelimelerle yeniden disavurumudur. (reflection bu durumu nitelemekte kullanilabilir)bundan dolayidir ki, ceviri yapan insanlarin, ceviri yaptigi dili cok iyi bilmesinden ziyade hislerini nasil anlatabildigi, hayalgucunden yazilana ne kattigi onemlidir kanimca..

benim blogumda yayinladigim ceviri Iil Eguder'e ait bir ceviridir. ayni siirin baska cevirisini okudugumda anladiklarim, hissettiklerim, yasadiklarim o kadar farkliydi ki.. eger ilk okudugum cevirisini de koyarsam belki daha acik bir ornek olur:

ay cicegi kadar aydinliktir bakisim..
huyumdur caddelerde dolasmak
ve yururken saga sola bakmak;
o an gordugum neyse,
hic gormemisimdir daha once,
cok da iyi bilirim bu yuzden ozen gostermesini...
tanirim derin urpertiyi,
cocuklarin dogarken
dunyanin isigiyla gercekten yuz yuze geldiklerini kavradiklarinda
hissettikleri..
dunyanin sonsuz yeniligi icin dogdugumu
duyarim her an icimde...
inanirim dunyaya sonsuz bir guzele inanir gibi,
goruyorum ya onu. ama dusunmem onun uzerine,
cunku dusunmek anlamamaktir.
dunya onun uzerine dusunelim diye degil,
(dusunmek gozleri bozuk olmak demektir),
tersine, one bakip, onunla birlik olalim diye yaratildi.
felsefem yok benim,
dusuncem var...
dogadan konusurum, ama boyle degil, bilirim cunku ne oldugunu,
ve sevdigim icin severim onu;
kimse bilmez sevenin ne sevdigini,
bir de, nicin sevdigini ya da sevmenin ne demek oldugunu...

sevmek sonsuz bir masumiyettir
ve dusunmektir tek masumiyet.

Aslan Ozer-Rustem Aslan cevirisi ile..


belki bu somut ornek ne anlatmaya calistigimi daha net bir hale getirir. sozun ozu, keske butun hosumuza giden siirlerin yazildigi dili ogrenebilsek.. imkansiz seyler yaraticiligi tetikliyor iste.. ceviriye inaniyorum..
saygilar..

msg dedi ki...

şiir çeviride kaybolandır diye bir söz vardı. verlaine ın sanırım. şöyle ki öncelikle şiiri çeviren de şair olmalı bence. şiir yazıldığı dilde bir anlam evrenine tekabül ediyorsa çeviren, çevirdiği dilde o muğlak anlamı yeniden üretmenin peşindedir. benim çeviriye karşı olduğum konusundaki fikrinize katılamayacağım. kendimi çevirinin karşısında konumlandırmıyorum çevirilenin yeni bir anlama büründüğünü ve bu anlamı üretmenin büyük bir yetkinlik istediğini söylüyorum. mesela koyduğunuz çeviri şiiri sevdim ama o şiiri yazıldığı dilde okuyabilmeyi isterdim. alıntı yaptığım yazıda da olmadı çevirisini bulsaymış cümlesi geçiyor. orada sevdiğim vurgu bir şairi -ki bahsedilen şair rilke sanırım- okuyabilmek için bir dili öğrenmenin yüceleştirilmesi. yoksa çeviri "de" olur.

"bana sormak isterseniz yapilan siir cevirisi, bir cikis noktasinda yogunlasma ve ardindan bu cikis noktasina saygili kalarak duygularin dil evrenindeki farkli kelimelerle yeniden disavurumudur"

benim anlatmak istediğim de bu söylediklerinizden farklı değil. sadece siz daha güzel anlatmışsınız. fakat çevirmenin çevirdiği şiirin dilini bence çok iyi bilmesi gerekir. o dilin kurulduğu evrenin içine girebilmesi için elzemdir hatta. mümkünse o ülkede yaşamış da olsun. çevirinin bütün yapısını değiştirebilecek etkenler bunlar. bence.

yalnız üretildiği ve paylaşıldığı sürece sanat ekstrem bireysellikle bile çelişmeyebilir. bireysellik vasıfsız eleştirileri önemsememekle realize olmalı sanki. umarım yeterince göt olabilmişimdir. i did my best. en yakın şiir dinletisinde görüşmek üzere. kokteylli falan. cihangir kafası.

saygılar.

concordia dedi ki...

ha ha! tekrar okudum yorumlari da, ben derdimi daha iyi anlatmisim bu defa.. hatta ilk defa sanirim.. geliserek buyuyorum! cihangir kafalarina karsiyim. bireyselligime ters(:
saygilar..